MILAS

Milas, ilkçağlardan günümüze kadar pek çok uygarlığı yaşamış, tarihte iki kez baş-kentlik yapmış bir kenttir. Sırasıyla; Kayra, Roma, Bizans, Selçuklu, Menteşe Beyliği ve Osmanlı Uygarlıklarını yaşamıştır. Kayra ve Menteşe Beyliği'ne başkentlik yapmıştır. İlçenin en az 3500 yıllık bir tarihi geçmişi vardır. Şehrin ismi 3500 yıldan bu yana hiç değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Kentin kurucusu; Byzantionlu (İstanbul) Stephanos'un anlattığı efsaneye göre, Ege'de Ailolia adasında oturan ve yöneticisi rüzgarlar tanrısı Aiolos'un soyundan gelen Mylassos'tur. Kent ismini buradan almıştır. Ve kentte 2. binin ikinci yarısından itibaren iskan edilmektedir. İ.Ö. 5. ve 4. yy. da Karia'nın en önemli şehri ve satraplık merkezi olmuştur. İ.Ö. 334 yılında İskender'in Anadolu'ya gelişiyle, 334-324 yılları arasında İskender'in egemenliği altına girmiştir. İ.Ö. 280 yıllarından sonra ise Pergamon Krallığı Karia'ya hakim olmuştur. Daha sonra Mylassos ya da Mylasa Roma egemenliği altına girmiş ve Bizans çağında Milas sınırları en geniş halini almıştır. 13 yy.ın ikinci yarısın-dan itibaren ise Türklerin hakimiyetine girmiştir. 1923'te Cumhuriyetin ilanıyla Muğla iline bağlı bir ilçe olmuştur.
Mylasa'da baş tanrı Zeus'a, üç değişik adla tapınılırdı. Bunlar: Zeus Osoga, Zeus Labrandos ve Zeus Karios.
Milas ilçe sınırları içinde 27 antik kent kalıntısıyla yurdumuzun en zengin ilçesidir. Aynı zamanda dünyanın da arkeolojik değerler açısından en zengin bölgesidir. Bugün bu antik kentlerden Iasos, Labranda, Herakleia ve Euromos özelliklerini koruyan, gezilip görülebilecek olan ören yerleridir.
Ayrıca İ.S. 5 yy.ın ikinci yarısında Milas'ta Osia Kseni isimli bir Azize yaşamıştır. Kseni sözcük olarak “yabancı” anlamına gelmektedir. Asıl ismi Eusobia olan bu azize Roma'nın tanınmış bir ailesine mensup olup Hz. İsa'ya büyük bir sevgi duyduğundan, şehrin ileri gelenlerinden biriyle evleneceği sırada, iki nedimesiyle İskenderiye'ye kaçmış oradan Kos'a (İstanköy) geçmiştir. Kos'ta Aya Andreas Manastırı baş rahibi Paulos'la karşılaşmış ve onunla birlikte Mylasa'ya gelmiştir. Azize, bölgede Hıristiyanlığın yayılması için çalışmış, öldüğünde şehrin güneydoğu kapısı yanındaki Skenios denilen yere defnedilmiştir.
19 yy. da Milas'ta yaşayan Ortodoks Rumlar her yıl 24 ocağı Azize'nin anısına dini bayram olarak kutlamaya başlamışlar ve onun anısına Milas'ta bir kilise inşa etmişlerdir. Bu bina askerlik şubesi eski binası olup, bugün askeri gazino olarak kullanılmaktadır. Hatta binanın kapısının üzerinde yer alan Rumca yazıtta, bu binanın azizenin anısına inşa edildiği belirtilmektedir.
İlkçağlarda Milas mermerleriyle ünlü bir kentti. Şehrin çok yakınında olan Sodra'da mermer ocaklarının bulunması, inşaat için lazım olan malzemenin kolayca elde edilmesi, Mylasa'nın çok sayıda mabetle donatılmasını sağlamıştır. Bir öyküye göre, nükteleri ile ünlü Arpçı Stratonikos, kentte verdiği resitali açarken, şehirdeki tapınakların çokluğundan etkilenerek, alışılagelmiş “İnsanlara kulak ver” sözünü bir yana bırakarak “Tapınaklara kulak ver” demiş. Bu öykü başka şekilde şöyle anlatılır: Pazar yerine gelen bir çalgıcı, “Dinleyin ey halk!” diyeceği yerde,“Dinleyin ey mabetler!” diyerek söze başlamıştır.
Mylasa'nın konumu ve yerleşimi ile ilgili bir Roma valisinin söyledikleri de dikkat çe-kicidir. Milas'taki kent, doruklarda yer alan diğer Karia kuruluşlarından çok daha değişik bir konuştaydı. Büyük bir dağın eteğindeki ovada kurulan Mylasa, bu konumuyla antik çağda tepki uyandırıyordu; bir Roma Valisinin, “Bu kenti kuran korku duymadı ise, utançtan da mı yoksundu?” diye öfkeyle bağırdığı söylenir.
Değişik zamanlarda Milas'ı ziyaret eden seyyahlar(gezginler), Milas'ı çeşitli şekil-lerde tanımlarlar. Örneğin 17. yy.ın ikinci yarısında ziyaret eden Evliya Çelebi, Milas'ı Sudere (Sodra) dağının eteğinde kurulu, üzeri toprakla örtülü bin kagir evden ibaret bulmuştur. Evliya Çelebi Milas için, “Şehir bağlık, bahçelikti. Bilhassa limon, turunç, nar ve incir ağaçları çoktu. Başlıca ticaret tütündü. Havası iyi değildi” der. 1738-39 yıllarında Milas'ı ziyaret eden İngiliz Pococke, şehrin küçük olduğunu, şehrin ticaretinin tütün, pamuk ve balmumundan ibaret olduğu yazar. 1824-26 yıllarında Antonvon Prokesch'nin ziyaretinde Milas'ta 1500 ev olduğu kayıtlarda geçer. 1856 yılında C.T. Newton, Milas'ı geniş bir ovada kurulmuş, güzel görünüşlü büyük kasaba diye tarif eder.
1333 yazında Anadolu'yu dolaşan Faslı ünlü Seyyah İbni Batutta, seyahatnamesin-de, “Milas'ta Baba Eş Şüşteri adında çok yaşlı bir adama rastladık. Yaşının 150 yılı aşmış olduğu söyleniyordu. Fakat kendisi için daha dinç ve kuvvetli, aklı yerinde, hafızası fevkale idi.” Diye yazar. Bundan 3 asır sonra Milas'a gelen Evliya Çelebi, Baba Eş Şüşteri'den evliya diye söz eder.
1900'lü yılların başında 300 aileden oluşan bir Yahudi cemaati Milas'ta yaşamını sürdürüyordu. Milas'ta Yahudilere ait bir havra binası bulunuyordu. Yahudiler 1950 yılından itibaren Milas'tan ayrıldılar; kimi İzmir'e, kimi İsrail'e ve bazıları da başka ülkelere göç, ettiler. Bugün Milas'ta Yahudilere ait Milas Belediyesi tarafından koruma altına alınan bir mezarlık bulunmaktadır. Milas geçmişte farklı kültürden, farklı inanıştan insanların bir arada barış içinde kardeşçe yaşadığı bir kent olmuştur.
TARİHİ YAPILAR
Gümüşkesen Mezar Anıtı: Milas'ın güneybatısında, Sodra dağının eteklerindeki Yahudi Mezarlığının hemen yanında yer alan Gümüşkesen Mezar Anıtı, ilkçağlardan günümüze kadar tüm elemanlarıyla birlikte ayakta kalabilen tek mezar anıttır. Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları isimli kitabında bu anıtın Bodrum'daki Mauseoleum'un bir minyatürü olarak inşa edildi yazar. Yüksekçe bir podyum üzerinde yer alan ve köşelerde kareye yakın ortalarda elips şeklinde 12 sütunlu bir galeriye sahiptir. Galerinin üzerinde bindirme tekniği ile mermerden yapılmış piramit bir çatı yükselmektedir. Mezar odasına giriş batı yönünden olup Podium'un içinde yer almaktadır. Podium ve mezar kare biçimlidir. Zemin üzerinde yükselen sütunlar, 2/3 oranında tavandan aşağıya doğru yivlendirilmiştir. Alt kısımları ise yivsizdir. Başlıklar Korinth, kaideler ise Attika-İon düzenindedir. Galerinin tabanında yer alan V biçimli delikten, aşağıda yatan ölünün üzerine şarap dökülürdü. Anıt tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, İ.Ö. 1.yy veya İ.S. 1.yy.da yapıldığı bilinmektedir.
Baltalı Kapı: Düzgün kesilmiş Sodra dağının beyaz mermerinden inşa edilmiştir. Çift ortasthatın arasına enlemesine atılmış levhalarla örülen kemer ayaklarının bu örgü sistemi Gümüşkesen anıtının duvar örgü sistemiyle aynıdır. Payelerin kemere geçiş hizası ile sağlam olan batıdaki destek duvarının üst tarafında tek sıra akanthus yaprakları ile kalıbı şeklindeki motifler yer alır. Bunlar stil olarak Gümüşkesen mezarındaki akanthus yaprakları ile büyük bir benzerlik gösterir. Her iki yapı da akanthus yapraklarının stil özelliklerinden dolayı M.S. II. Yüzyıla tarihlendirilmektedir.
Zeus Karios Mabedi: Sütun, Augustus döneminden kalmadır. Gerek Korinth başlığın karakteri gerekse büyük terasın dış mermer tabakasının arka dolgusu bir ölçüde bu tarihlenmeye yardımcı olur. Buradaki sarımtırak yumuşak taş, M.Ö. 12 ile 2 yılları arasında inşa edildiği kesin olan Augustus Roma tapınağı yapısında da kullanılmıştır. Olasılıkla kompleks, Augustus döneminde Menandros tarafından vakfedilmiş olmalıdır. Menandros da buna karşılık merkezi bir yerdeki bu etkileyici kutsal alanda portre heykelini taşıyan yazıtlı bir sütunla onurlandırılmıştı.
Su Kemerleri: Kentin kuzeydoğusunda Milas çevre yolunun doğu batı doğrultusunda uzanmakta olup, şehre doğu yönünden girmektedir. Kemerlerin statik ya-pısı olan taş işçiliği, bunların geç Roma çağında yapıldığını ortaya koymaktadır.
Kaya mezar: Milas-Bodrum karayolunun solunda yer alan şehir mezarlığının hemen üstünde kayalara oyulmuş tek oda şeklinde bir kaya mezar yer alır. Buna halk arasında “Berber İni” adı verilmektedir. Mezar girişinin üst yüzeyinin anthis planlı bir dor tapınağı cephesi şeklinde oyulmuştur. Mezar odasına merdivensiz girilebilir. Bu mezarın, üst düzey bir yöneticinin veya önemli bir ailenin mezarı olması mümkündür. Mezarın küçük bir kapısı vardır. Öndeki esas odanın arkasında daha küçük bir oda daha bulunmaktadır. Tavan tonozvaridir. Esas odanın sağında ve solunda, iki sekinin oyulması ile ortada bir koridor elde edilmiştir. Likya kaya mezarlarını andıran tapınak cepheli bu kaya mezarı, Milas yöresinde tek örnektir. Bu mezarın İ.Ö. 4. yy.da inşa edildiği sanılmaktadır.
TARİHİ CAMİLER
- Firuzbey Camii
- Ulu Camii
- Ağa Camii
- Belen Camii
- Hacı İlyas Camii
KÜLTÜR DEĞERLERİ
- Çöllüoğlu Hanı
- Han ve Semerci
- Hamamlar
MİLAS EVLERİ
Milas Evleri'nin büyük bölümü 19. yy.dan kalmadır. Mimaride göze çarpan süslemeler böl-gedeki yoğun kültür birikiminin mimariye yansımasıdır. Evlerin çoğu iki katlı kargir yapılarıdır. Genellikle her evin bir avlusu vardır. Plan olarak Milas Evleri, önlüklü ve dört odalı olarak inşa edilmiştir. Önlük ahşap direkle desteklenen sofa anlamına gelmektedir. Sofalar, kışın güneşi, yazın meltemi alması için güneye yapılırlar. Milas Evlerinde 3 plan tipi göze çarpmaktadır: 1-Önlüklü Plan Tipi, 2-Sofalı (Divanhaneli) Plan Tipi, 3-Karma Plan Tipi. Milas Evleri'nde en yaygını karma plan tipidir.
Evlerin değişken büyüklükte avluları olup, “önlük” adı verilen açık bir sofa ile avluya bakar. Alt kat genellikle depo ve kiler olarak kullanılırken, oturma alanı üst kattır. Tuvalet avlunun bir köşesinde yer alır. Evlerin ahşap tavanları ev sahibinin ekonomik durumuna göre, sade veya geometrik desenlerle süslenir. Pencereleri ahşap parmaklıklı ve dışarıdan ahşap kapaklara sahiptir. Odaların iki-üç duvarı, önünde pencereleri önünde pencereleri boyunca uzanan, altları dolap olarak kullanılan oturma sedirleri bulunmaktadır. Kapı, dolap, pencere kapakları gibi ahşaplar oyma desenlerle süslenmiştir. Pencere, dolap, yüklük ve kapının üst kenarında bir raf, yayı ya da iki-üç duvarı çevirir. Ocaklar alçıdan veya davlumbazlıdır.Bazıları ise duvardan çıkıntı yapan üst tarafı raf şeklinde kesilmiş dikdörtgen şekillidir. Evlerin “ayazlık” denilen çardakları vardır ki yaz akşamları buralarda geçirilir.
Geleneksel Milas evlerinin zemin katları ve ocaklı duvarları kagir, üst katları ahşap veya yarı ahşaptır. Alt kat duvarları toprak harçlı olarak taş, tuğla ve kiremit parçaları ile inşa edilmiştir. Üst katların içi ve dışı sıvalıdır. Avlu tarafındaki zemin kat duvarları sıvasız bırakılarak taşların arasındaki derz harçla kapatılmıştır. Bu tekniğe yerel olarak “ çakır sıvak” denilmektedir. Döşeme malzemesi olarak ahşap kullanılmıştır. Damlar kırma veya beşik çatı olup, üzerleri kiremit ile kaplıdır. Çatıların üzerindeki bacalar ilginç şekilleriyle dikkat çeker. Basitleri dört dam kiremidinin iç yüzleri karşı karşıya gelmek üzere, dörtgen gövdeleri kabartma sıva ile değişik motiflere bezenmiştir. Kimisi minyatür gövde ve basamaklı piramidal çatısıyla Gümüşkesen mezar anıtını hatırlatır Levanten (Macar) Evleri: Levanten, Fransızca bir sözcük olup doğuya yerleşen batılı anlamına gelmektedir. Milas'ta Avrupa özgün mimarisine uygun olarak yapılan binalardır. 19.yy. ın sonunda ve 20. yy.ın başlarında ticaret için özellikle maden ticareti için Milas'a gelen Fransız,Alman ve İtalyan tüccarlar tarafından yaptırılmışlardır. Bu binalar halk arasında Macar Evleri olarak bilinmektedir. Macar ve İtalyan yapı ustaları tarafından batı üslup ve geleneğine göre yapılmışlardır. Atatürk Bulvarı kenarında, TANSAŞ binasının karşısında sıralanan 3 bina ile restore edilerek bugün Vergi Dairesi olarak kullanılan bina da Levanten yapılara birer örnektir. Levanten yapılarda Roma ve Yunan mimarlık süsleme unsurları, mimari formları stilize edilerek tekrar kullanılmıştır. Geleneksel Türk evleri gibi bu evler de birer kültürel mirastır ve gelecek nesillere taşınmalıdır.

Milas Bacaları: Cumbalı ahşap Milas evlerinin üzerinde yükselen bacalar çeşitlilik gösterir ve çok farklı mimari özelliklere sahiptirler. Bu bacalar, üzerinde yükseldikleri evlere ayrı bir hava, ayrı bir estetik ve güzellik katarlar. Milas Bacaları çeşit çeşittir. Kimi yuvarlak, kimi kö-şeli, kimi belde incelip kalınlaşan ve kimi ikiz kuleli bacalardır. Bazı bacaların üzerinde ise süsleme sanatının güzel örneklerini de görmek mümkündür.

Çomakdağ Evleri: Milas evleri, Levanten evapısı ve özellikleri olan evlerdir. Beşparmak Dağları, antik adıyla Latmos dağlarının etekle-rinde kurulu Çomakdağ Kızılağaç, Ketendere ve İkiztaş köylerinin evleri hep bu adla anılırlar. Bu evlerin mimarisi, bacası, dizaynı, kapı-pencere pervazları, duvarlarının taş işçiliği geçmişin bir çok özelliğini içinde taşır. Çomakdağ yöresinde-ki evler, yörenin jeolojik yapısı nedeniyle taştan yapılmıştır. Bu yapılar, Milas'ın eski dokusunda olduğu gibi kırsal kesim yaşam tarzına uygun olarak inşa edilmiş önlüklü plan tipindeki yapılardır. Buradaki evlerde de ahşap işçiliği önemli bir paya sahiptir. Bacalarda göze çarpan özellik, baca teperlinde yer alan yarım ay ya da kartal başı şeklinde kayrak taşından yapılmış figürlerdir. Bu figürlere Milas ve yöresinden bir başka yerde rastlanılmaz.